İbrahim Rugova ile Aynı Adımda
Edebiyat
okumak zevklidir ama mevzu bahis yazmak ise, zordur. Hele ki anlatmaya
çalışacağım “zat-ı muhterem” ise kalem oynatmak idrak ve güç ister.
Belki
başlık okunduğunda, “politik bir biyografi mi bu acaba?” gibi bir düşünceye
kapılanabilir. Sonuçta bahsedeceğim kişi siyasi bir figür olarak bilinen,
bağımsızlık öncesi Kosova’nın ilk cumhurbaşkanı; İbrahim Rugova. Fakat bir çok
lider gibi o da “politikanın” gölgesinde kalmış, Cemil Meriç’in vurgusunu
yaptığı idraklere giydirilmiş deli gömlekleri olan izm’ler içinde kaybolmuş bir
profil. Amma velakin gölgeler âleminden biraz uzaklaştığımızda ancak İbrahim
Rugova’nın bir edebiyat teorisyeni olduğunu, bunun yanı sıra şiirler yazdığını,
entelektüel bir hazineye sahip olduğunu anlayabileceğiz.
Rugova;
Fransa’da edebiyat eğitimi alıp, Batı’nın ünlü eserlerini çok yakından takip
edip, ülkesine getiren, Arnavut Çalışmaları Enstitüsü’nde dersler veren ve
Kosovalı Arnavutların oluşturduğu aydınlar sınıfının yönetici kadrosunda yer
alan bir isim. Kosova’nın bağımsızlığını sonuna kadar “barışçıl ve şiddetten
uzak” bir anlayış ile savunan tek lider. Bağımsızlık ve gelecek için bir
yapılanma oluşturarak evlerde ve garajlarda okullar açıp eğitime önem veren,
gazete ve dergilerde kendi fikirlerini dile getiren, dayanışma ve birliği
sağlayabilen önemli bir lider. Ona güvenen Kosovalı Arnavutların parasız ve
çatışması bol dönemlerde kurulan yapılanmaya bağışlarda bulunduğu, Sırpların
tüm baskılarına direnildiği bir dönemin mimarı.
Miloşeviç
gibi bir liderin ve bolca mit’in bulunduğu Balkanlarda, İbrahim Rugova
benimsediği dünya görüşü ve Kosova’nın bağımsızlığa giden yolunda önemli ve
güçlü dostlar edinmesiyle tarihte yerini almıştır. Clinton dahi kendisini
“Balkanların karanlık tünelindeki tek umut ışığı” olarak tanımlamış, ABD Başkan
Yardımcısı Albert Arnold Gore ise 1994 yılında bir resepsiyonda karısına
“müthiş bir filozof” sözleriyle Rugova’yı takdim etmiş, kendisine saygısını
dile getirmiştir.
Fakat
o da ölen her lider gibi değeri sonradan bilinmiş, savunduğu düşüncenin meyve
verdiğini göremeden vefat etmiştir. Aklını değiştirebileceğini fakat
“düşüncesini” asla değiştiremeyeceğini söyleyen Rugova, Sırplarla olan
mücadelede ve sorunlarda, barışçıl yollarla çözüm bulunabileceği ve bulunması
gerektiği inancından asla vazgeçmeyeceğini defalarca belirtmiştir. Fakat en
sevdiği uğraşısı edebiyattan vazgeçmek durumunda kaldığını “İnsanlar sokaklarda
ölürken ben masa başında edebiyatla uğraşamam” sözleriyle açıkça belirten bir
dava tutkunudur. Diğer taraftan “sanat ve edebiyatın yaşam gibi olduğunu, her
durumun kendine has naif anlamlarının bulunduğunu” dile getirebilecek denli
saf-derun kimliğin sahibi. Bir devlette insani ilerlemenin ancak gerçek
aydınlarla olabileceğini belirten bir yol gösterici.
Yakın
dostu Adnan Merovci’den öğrendiğim bir hikâye, Rugova’nın Türkiye ile anlamlı
bağının da bir simgesi. 1992 yılında ilk resmi ziyaretlerini Türkiye’ye
gerçekleştiren iki dost, Bulgaristan sınırında kısa bir mola verdiklerinde
“Türkiye’ye doğru yavaş ve uzun adımlarla” istişare ederken, gazeteci olan ve
şimdiki Kosova Cumhuriyeti Ankara Büyükelçisi Avni SPAHIU, kendilerinin
fotoğrafını çekmiştir. Yıllar sonra dikkatleri çeken fotoğraf, Adnan Merovci
tarafından “tesadüf değil, tevafuk” olarak nitelendirilmiş ve hem kitabın
yazımında hem de kitaba isim verilmesinde esin kaynağı olan bir “adım”
olmuştur.
Umuyorum
ki, mülhem olduğum, bu derin ve anlamlı mücadeleyi öğrenmemi ve hissetmemi
sağlayan Rugova’nın en yakın dostlarından Adnan Merovci’nin, yazımın başlığını
da esinlenerek Türkçeleştirdiğim “Ne Hap Me Rugoven” isimli kitabı, birçok
kişiye ilham olur.
NOT:
Bu yazıyı yazmamda bana yardımcı olup, yakın arkadaşı Rugova ile olan
hikâyelerini bana açan Kosova Cumhuriyeti Ankara Büyükelçisi Avni SPAHIU ve Adnan
Merovci’ye çok teşekkürler.
Bu
yazı "Baška" dergisi’nin 4. sayısında yayınlanmıştır.
Link: http://www.balkanedebiyati.com/ibrahim-rugova/
Link: http://www.balkanedebiyati.com/ibrahim-rugova/

Comments
Post a Comment