Sırbistan’da Vučić’in Beklenen Zaferi

 

DİLEK KÜTÜK

1.Sırbistan Başbakanı Aleksandar Vučić neden erken seçimlere gitti?

2.Seçimlerin sonuçları nasıl değerlendirilebilir?

3.Yeni dönemde Sırbistan’ın iç ve dış politikasına ilişkin başlıca beklentiler nelerdir?

 

Sırbistan’da 2014 yılında yapılan genel seçimlerde Sırp İlerlemeci Partisi (SNS) tarihi bir başarı elde etmiş, Milošević döneminden beri ilk kez bir seçim ittifakı %48 gibi yüksek bir oy oranına ulaşmıştı. Seçimlerden sonra SNS mecliste tek başına iktidar için yeterli sandalyeye sahip olmasına rağmen, partinin genel başkanı Aleksandar Vučić, bir önceki dönemde iktidar ortağı olan Sırbistan Sosyalist Partisi (SPS) ile koalisyonu sürdürmeyi tercih etti. Aradan geçen iki yıl içinde Vučić ülkedeki siyasi konumunu güçlendirirken başta AB olmak üzere uluslararası çevrelerin de desteğini kazandı.

Olağan seçimlere daha iki yıl kadar zaman varken Başbakan Vučić, 17 Ocak 2016 tarihli toplantısında “zafer için seçime gidiyoruz!”[1] diyerek Sırbistan’ın erken seçime gideceğini duyurdu. Önemli bir kamuoyu desteğini arkasında hisseden Vučić, seçimlerden güçlenerek çıkacağı konusunda emindi. Çeşitli kuruluşların yaptığı kamuoyu yoklamalarında da SNS’nin erken seçimlerde %48 ve %52 arasında oy alacağı öngörülmekteydi.

Erken Seçimler ve Vučić’in Yeni Zaferi

Vučić’in erken seçimlere gitmesinin nedenlerinin ardında, Sırbistan’ın Ocak 2014’ten beri devam eden AB müzakerelerinin önemli bir payı olduğu söylenebilir. Vučić’in iç ve dış siyasetinde, ülkenin 2000’li yılların başlarından beri devam eden AB üyelik süreci önemli bir yer tutuyor. Yugoslavya’nın dağılmasından sonra Sırbistan, serbest piyasa ekonomisinin gerekliliklerini hala tamamlamış değil. Ülkede iş sahibi insanların büyük bir çoğunluğu kamuda çalışmakta. Siyaset ve çıkar grupları arasındaki ilişkiler tamamen ortadan kaldırılmış değil. Vučić başta özelleştirme, kamu harcamalarında kesintiler, vergi artırımı, organize suçlar ve yolsuzlukla mücadele gibi AB’nin zorlu koşullarını yerine getirebilmek için uzun bir süre görevde kalması gerektiğini birçok platformda dile getirdi. Yeniden iş başına gelmesinin muhtemel olduğu bir zamanda erken seçime gitmek istemesini bu şekilde açıkladı.

Erken seçimlerin bir başka nedeni olarak Vučić’in Ivica Dačić liderliğindeki SPS ile iktidar koalisyonunu bitirmek istemesinden söz edilebilir. Sırbistan siyasetinde son iki yıldır iktidar Vučić’in güdümüne girmiş ve hükümetin sol görüşlü büyük ortağı SPS giderek pasifleşmişti. SPS, ekonomi ve dış siyaset başta olmak üzere hükümet politikalarında görüşlerinin yeterince dikkate alınmadığından yakınmaktaydı. Bununla beraber, Vučić’in son yıllarda aldığı kamuoyu desteğinin en önemli sebeplerinden olan yolsuzluk operasyonlarının son yıllarda SPS ile ilişkilendirilen iş adamlarına yönelmesi koalisyonda huzursuzluklar meydana getirirken SPS’nin kamuoyu gözündeki imajını zedeledi. Basında Dačić ile ilgili çıkan magazin ve sansasyon içerikli haberler her ne kadar bu lider tarafından yalanlansa da, kendini yolsuzluk ve şaibelerden uzak göstermek isteyen Vučić’in tek başına iktidar söylemini güçlendirdi. Muhalefet partilerinin de oldukça zayıf olduğu bu ortamda Vučić, erken seçimlere giderek hem tek başına iktidarını meşrulaştırmak hem de iktidar süresini uzatmak istedi.

24 Nisan 2016 tarihinde yapılan genel seçimler, Vučić’in beklentilerini büyük ölçüde sağladı. SNS, aldığı yüzde 48.25’lük oyla en yakın rakibi SPS’yi yüzde 37’nin üzerinde bir farkla geride bıraktı. Fakat yüzde 5’lik seçim barajını önceki seçimlerden daha fazla sayıda partinin geçmesi yüzünden SNS’nin meclisteki sandalye sayısı geriledi. Sırbistan Demokrat Partisi (DSS) – Sırp’ın Kapıları (Dveri) seçim ittifakının %4.99 oy oranıyla baraj altı kaldığı 24 Nisan seçim sonuçlarına yapılan itirazlar neticesinde 15 sandıkta seçimler tekrar edildi.[2] 4 Mayıs tarihinde gerçekleştirilen tekrar oylamayla, yeni dönemde Sırbistan parlamentosunda yedi farklı partinin temsil edileceği resmilik kazandı.

Seçimlerden yeniden birinci parti olarak çıkan SNS, aşırı sağda yer alan Sırp Radikal Partisi (SRS)’nin bünyesinden doğmuş bir parti. Kosova’nın bağımsızlığını ilanının ardından Avrupa ile bütünleşmeyi savunmaya devam edenler bu partiden ayrılarak 2008’de SNS’yi kurdular. Milliyetçi geçmişe sahip olmakla beraber AB hedefini vurgulayan parti, geniş bir kamuoyu desteği bularak 2012 ve 2014 seçimlerinden birinci parti olarak çıktı. Bu dönemlerde Kosova ile ilişkilerin normalleştirilmesi ve yolsuzlukla mücadele gibi konularda kararlı adımlar atılması, ekonomik olumsuzluklar ve sert tasarruf tedbirlerine rağmen SNS ve lideri Vučić’in popülerliğini korumasını sağladı.

Başbakan Vučić için 2004 yılından beri Demokrat Parti’nin (DS) yönetimde olduğu Voyvodina Özerk Bölgesi’ndeki bölgesel seçim sonuçları önem taşımaktaydı. DS’nin son yıllarda ülke çapında popülerliğini kaybetmesi, Voyvodina’da da fark edilmekte ve SNS’nin bölgesel seçimlerden birinci parti olarak çıkması beklenmekteydi. Seçim öncesi bölgede yaptığı seçim konuşmasında Vučić, partisinin seçilmesi durumunda Voyvodina için daha fazla çalışacaklarının sözünü vermişti. Vučić seçimlerden birkaç gün önce Macaristan Başbakanı Viktor Orban ile Voyvodina’da Macar nüfusun yoğun olduğu Subotica şehrinde Macar bir şirketin açılışında beraber poz verdi. Macaristan’dan gelen yatırımlara her zaman açık olduklarını dile getiren Vučić, Voyvodina’daki Macarların da sempatisini kazanacak bir hamlede bulunmuş oldu. Böylece, Vučić Voyvodina’daki bölgesel seçimlerde de istediği başarıyı elde etti. Partisi SNS %44 civarında oy alarak bölgesel hükümeti kurmaya hak kazandı.

Seçimlerde ikinci sırayı %10.95 oy oranıyla SPS aldı. Seçim sonrası Vučić ile koalisyona açık olduğunu belirten fakat Vučić’ten aynı tepkiyi alamayan Ivica Dačić, seçimlere 2008 yılından beri koalisyon kurduğu “Birleşik Sırbistan” (JS) partisiyle girdi. SPS ve JS koalisyonu 2014 yılında %13.49 oy almışken, 2016 seçimlerinde oylarını %10.98’e geriletti. Önceki dönemde 44 sandalyeye sahip olan parti, bu seçimlerde parlamentodaki milletvekili sayısını 29’a düşürmüş oldu. Bunda Dačić’in Vučić’in gölgesinde kalmasının ve parti programında yer alan sosyal adalet, bedava eğitim ve sosyal güvenlik konularında beklentileri yeterince yerine getirememiş olmasının da etkisi bulunuyor.

Seçimlerde, aşırı sağda yer alan SRS %8.10 oy oranıyla üçüncü parti olarak çıktı. Partinin kurucu lideri Vojislav Šešelj’in geçtiğimiz günlerde ICTY’deki davasında hakkında incelenen 9 maddeden de beraat ederek aktif siyasete dönmesi, 2014 seçimlerinde meclis dışı kalmış olan SRS’yi yeniden canlandırdı. Parti, dış politikada Avrupa-Atlantik dünyası yerine Sırbistan’ın geleneksel müttefiki Rusya’nın tarafında yer alınmasını savunan ve Kosova konusunda taviz verilmesine karşı olan kitlenin desteğini aldı. Partinin yeniden parlamentoda yer alması ülke siyasetini doğrudan şekillendireceği anlamına gelmese de Šešelj’in sansasyonel siyaset anlayışı başta AB üyeliği, Kosova ile normalleşme süreci, özelleştirmeler, IMF ve NATO ile ilişkiler olmak üzere birçok hassas konuda iktidar için mecliste rahatsız edici bir muhalefet unsuru olacaktır.

2014 seçiminden hemen önce kurulan fakat barajı aşamayan Artık Yeter Hareketi (DJB), 2016 genel seçiminde %6.02 oy oranıyla dördüncü sırayı aldı ve meclise girmeyi başardı. Partinin Genel Başkanı Saša Radulović, 2013 yılında Başbakan Dačić tarafından ekonomi bakanlığı görevine getirilmiş, fakat özelleştirme politikaları yüzünden daha sonra bu görevden alınmıştı. Ekonomist ağırlıklı bir çekirdek kadroya ve farklı alanlarlardan yeni yüzlere sahip olan parti, genç ve ekonomik gelişimi önemseyen kesimlerden ve parti programında işlediği adalet, yolsuzluk ile mücadele, siyasette ve ekonomide şeffaflık gibi çekici kavramlarla, yolsuzluklardan ve eskimiş siyaset anlayışından bıkmış durumdaki orta sınıftan önemli destek gördü. 2014 seçimlerinden önce beş ay kadar ekonomi bakanlığı görevini yürütmüş olan DJB lideri Radulović, dönemin Başbakan Yardımcısı Vučić ile özelleştirmeler ve yolsuzluklar gibi konularda anlaşmazlığa düşmüştü. Yeni dönemde DJB’nin, hükümeti özellikle bu iki konuda zorlayacağı beklenebilir.

2016 genel seçiminde Demokrat Parti (DS) liderliğindeki seçim ittifakı, az farkla DJB’nin gerisinde kalarak beşinci sırayı aldı. 2000’li yıllarda ülkede merkez solun en güçlü partisi durumundaki DS’nin oyları son iki seçimde oldukça düştü. Parti, 2014 seçimlerinde aldığı %6.2’lik oy oranını yükseltmeyi başaramazken Voyvodina’da iktidarı SNS’ye kaptırdı. Birçok parti üyesinin yolsuzluktan tutuklanmasının ve partinin genel başkanı Bojan Pajtić’in birkaç aydır hükümete yakın TV kanalları ve gazetelerde yolsuzlukla gündeme gelmesinin bu sonuçta payı olduğu yadsınamaz.

Milliyetçi-muhafazakar çizgideki iki partinin (DSS ve Dveri) yapmış olduğu seçim ittifakı, kılpayı da olsa barajı aşarak meclise girmeyi başardı. İki parti de bir önceki genel seçimlere tek başına katılmış ve yüzde 5’lik barajı aşamamıştı. Merkez sağda yer alan DSS, 2014’te ilk kez meclis dışı kalmasının ardından bir süre bölünme ve lider eksikliğiyle karşı karşıya kalmasına rağmen iki yıl sonra kurduğu seçim ittifakıyla yeniden meclise girmeyi başardı. Babası da eski bir siyasetçi olan Genel Başkan Sanda Rašković Ivić, ataerkilliği güçlü olan bir toplumda milliyetçi-muhafazakar çizgideki bir partinin kadın lideri olarak dikkat çekiyor. İttifakın diğer kanadı Dveri ise Sırp-Ortodoks kimliği ile Batı karşıtlığına kuvvetle vurgu yapan ve gençler arasında taban bulan bir parti. Bu iki parti arasında milliyetçilik ortak paydasının bulunmasına rağmen özellikle ekonomi politikaları ve Batı dünyasıyla ilişkiler konularında önemli görüş ayrılıkları bulunuyor. Bundan dolayı mecliste ortak bir blok olarak hareket etmeleri beklenmiyor. DSS’ye nazaran daha radikal görüşlere mensup Dveri’nin SRS’ye daha yakın bir çizgi izleyeceği tahmin edilebilir. Önceki dönemde AB üyeliğine karşı bir parti mecliste temsil edilmiyordu. 2016 genel seçimi sonucunda Batı’ya ideolojik olarak karşı olan Dveri ve ayrıca Kosova sorunundaki tutumu yüzünden AB ile ilişkilere mesafeli yaklaşan DSS’nin birlikte kurduğu koalisyon mecliste 13 sandalyeyle temsil edilecek.

Seçimlerde yedinci sırayı demokrat eğilimli üç partinin oluşturduğu seçim ittifakı aldı. Bu partilerden ikisini DS kökenli iki parti (SDS ve LDP) oluştururken üçüncüsü, Voyvodina’da faaliyet gösteren çok etnisiteli bir parti olan Voyvodina Sosyal Demokratlar Birliği (LSV) idi. Ülkenin eski cumhurbaşkanlarından Boris Tadić’in başkanlığını yaptığı Sosyal Demokrat Parti (SDS), ülke siyasetinde DS’nin yerini almayı amaçlayan bir merkez-sol parti olarak 2014 genel seçimi öncesinde (NDS adıyla) kurulmuştu. Kurduğu seçim ittifaklarıyla 2014 seçiminin ardından 2016’da da barajı aşan parti, yine de ülkede merkez-solda oluşan erimeyi tersine çevirmeyi başaramadı. Yıllardır ülkenin en çok oy alan liberal partisi konumundaki Liberal Demokrat Parti (LDP) ise yeni oluşan mecliste Kosova’nın bağımsızlığını kabul eden tek ulusal parti olarak temsil edilecek. 

Müslümanların yoğun olarak yaşadığı Sancak bölgesinde belediye seçimleri önemli bir değişiklik meydana getirmezken, genel seçimlerde Boşnakları temsilen yeni bir parti Sırbistan parlamentosuna girdi.  Sancak müftüsü Muamer Zukorlić taraftarlarının kurdukları ve önceki seçimlerde kayda değer bir başarı elde edememiş olan Sancak Boşnak Demokrat Topluluğu (BDZ-S) partisi, bu sefer Zukorlić’in de aktif olarak siyasete girmesi ve milletvekili adayı olması üzerine oylarını büyük ölçüde artırdı. Parti, bu sayede Sırbistan parlamentosunda Zukorlić’in de dahil olduğu iki milletvekiliyle temsil edilecek. Bir önceki dönem meclise üç milletvekili göndermiş olan Sancak’ın en köklü Boşnak partisi Demokratik Hareket Partisi (SDA) ise bu sefer iki sandalyeye sahip. Bölgede faaliyet gösteren bir başka Boşnak partisi olan, Rasim Ljajić liderliğindeki Sancak Demokrat Partisi (SDP)’nin ise ülke çapında SDPS listesinden SNS ile ittifak yapmış olması, bu partinin daha fazla sayıda milletvekili çıkarması anlamına geliyor. Aynı zamanda Başbakan Yardımcısı olan Ljajić, seçimlerden önce Başbakan Vučić ile dokuz sandalye üzerinde anlaşmıştı.

Zukorlić’in değişim vurgusu yapan ve Müslüman-Boşnak kimliğini öne çıkaran konuşmaları, Boşnakları ikna etmekte başarılı oldu. Seçim kampanyasında bir taraftan Balkanlarda barış ve uzlaşmaya yönelik ifadeler kullanan Zukorlić, diğer taraftan Sırbistan ve Karadağ arasında bölünmüş durumdaki Sancak bölgesinin ve burada yaşayan “Boşnak milletinin” özerkliğini bir hedef olarak ortaya koydu. Müftülüğü sırasında üniversite, medrese ve okullar açmış olan Zukorlić, devletten destek almadan kurulmuş ve yürütülmekte olan bu kurumlar sayesinde yüzlerce kişiye istihdam sağlandığının altını çizdi. Kalkınma ve istihdam konularına da seçim kampanyalarında yer veren Zukorlić, Sancak’ta yeni fabrikaların açılması ve Saraybosna-Novi Pazar otoyolunun inşası konusunda elinden geleni yapacağını söyledi.[3]

Belediye seçimlerinde önemli bir başarı elde edemeyen BDZ-S’nin genel seçimlerde yapmış olduğu oy sıçraması, Zukorlić’in liderlik gücünün yanısıra, ülkede Sırplar arasında yükselen aşırı sağın bir sonucu olarak değerlendirilebilir. Aşırı milliyetçi Šešelj’in Lahey’deki uluslararası mahkemeden aklanıp partisinin başına dönmesinin ardından SRS’nin kaydettiği ani yükselişe bir tepki olarak birçok Boşnak, siyasi ve ekonomik geçmişe sahip, hitabet gücü yüksek ve kurnaz bir dini lidere yöneldi. Zukorlić de seçim konuşmalarında, “Šešelj’i mecliste ancak kendisinin durdurabileceğini” sıklıkla vurguladı. Yeni dönemde Boşnaklar parlamentoda bugüne değin adeta gelenekselleşmiş olan SDA-SDP ikiliğinin ötesine geçen bir temsiliyete sahip olacaktır. Zukorlić’in ülke siyasetinde elde edeceği konum aynı zamanda Sancak’taki müftülük sorununun geleceği üzerinde de belirleyici olabilir.

Yeni Dönemde Sırbistan’ın İç ve Dış Siyaseti

2016 seçimleri, ekonomik büyüme, siyasi istikrar ve AB hedefine vurgu yapan SNS lideri ve Başbakan Vučić’in hâlâ Sırbistan toplumunun çoğunluğu tarafından desteklendiğini gösterdi. Bununla beraber, bir önceki döneme göre daha fazla sayıda partinin meclise girmesiyle meclisin siyasi yelpazesi genişledi. Sol, merkez, liberal, milliyetçi ve aşırı sağ partilerin temsil edileceği yeni dönemde parlamento içinde birçok hararetli tartışmanın yaşanacağı şimdiden öngörülebilir. Bir yandan Avrupa-Atlantik kurumlarıyla entegrasyon, Belgrad-Priştine müzakereleri, özelleştirmeler ve makroekonomik politikalar gibi tartışmalı konularda partiler arasında ideolojik kamplaşmalar beklenirken diğer yandan birbirlerinden siyasi görüş ve sosyal taban bakımından çok farklı olan bu partiler, ülke siyasetindeki gücü son yıllarda iyice yerleşmiş durumda bulunan SNS’yi dengeleme çabalarına da girebilirler. Seçimlerin hemen ardından birçok partinin hükümetin seçim sonuçlarına müdahale ettiğine dair ortak itirazlarda bulunması ve tekrarlanan seçimlerde DS lideri Pajtić’in seçmenlerini baraj sınırındaki milliyetçi DSS-Dveri ittifakına oy vermeye çağırmasına bakılırsa, yeni dönemde meclisteki partilerin birçok konuda hükümete karşı ortak tutum geliştirecekleri tahmin edilebilir.

Seçimlerin ardından Avrupa ülkeleri ve AB’den de birçok yetkili Vučić’i tebrik ederek, önümüzdeki 4 yılda hem Kosova ile normalleşme sürecinin hem de AB üyelik sürecinin ilerlemesi temennisinde bulundular. Avrupa’nın Sırbistan’ın üyeliğine gösterdiği olumlu tavra rağmen, Vučić’in seçim kampanyalarında sıkça dile getirdiği, 2020’de AB üyesi olunacağına yönelik beklenti pek olası gözükmemektedir. Özellikle Kosova sorunu, AB üyelik sürecini etkileyebilecek en önemli konular arasındadır. AB arabuluculuğunda devam eden müzakereler ve imzalanan anlaşmalar hem Kosova, hem Sırbistan iç siyasetinde milliyetçi tepkiler meydana getirmektedir. Bu tepkilerin devamı, ilerleyen dönemde Belgrad-Priştine diyaloğuna zarar verebilir.

Sırbistan’ın AB üyelik hedefinin önündeki bir başka risk faktörü olarak ülkede Batı karşıtı söylemlerin güçlenmesi sayılabilir. Kosova’nın bağımsızlığı konusunda toplumda devam eden kaygıların yanısıra AB’nin tam üyelik hedefinin sürdürülmesi karşılığında Vučić’in iç siyasette yükselen gücünü ve muhalefetten gelen otoriterlik eleştirilerini tolere eder tutumu, muhalif kesimler içerisinde Avrupa şüpheciliğini beslemektedir. 2014 seçiminde meclise giren bütün partiler AB yanlısı iken 2016 seçiminde AB üyeliğine karşı çıkan partiler yeniden mecliste temsil edilmeye başlamıştır. Dahası, Batı karşıtı söylemlerde bulunan SRS ve DSS-Dveri’nin toplamda aldığı oy oranı, meclisteki ikinci büyük parti olan SPS’nin aldığı oy oranından fazladır. Sırplar arasında gözlemlenen aşırı sağ eğilimler, AB üyeliği ve Avrupa-Atlantik dünyasıyla ilişkilerin ilerlemesini yavaşlatabileceği gibi Sırbistan’ın komşularıyla ilişkilerini de olumsuz etkileyebilir.

Radikal geçmişten gelen SNS hükümetinin ülkedeki bu eğilimler karşısında alacağı tutum, ülkenin dış siyaseti ve iç bütünlüğü üzerinde önemli sonuçlar doğurabilir. SNS hükümetinin savaş suçlularının yargılanmasında uluslararası mahkemelerle yeterince işbirliği yapmadığı ve ülkedeki Hırvat azınlığın hak taleplerini dikkate almadığı gerekçesiyle Hırvatistan, Sırbistan’ın AB müzakerelerinin ilerlemesini engellemektedir. Ayrıca azınlıkların yoğun olduğu yerlerde kolektif hak talepleri üzerine tartışmalar devam etmektedir. Özellikle Preşevo’daki Arnavutlar arasında devlete bağlılık oldukça zayıflamış durumdadır. Bölgede faaliyet gösteren Arnavut partileri, bir önceki seçimlerde olduğu gibi bir tanesi dışında genel seçimleri boykot etmiş ve bölgeden yalnızca bir Arnavut vekil mecliste temsil hakkı kazanmıştır. Azınlıklar ile Belgrad arasındaki bağların güçlendirilmesi konusunda hükümete ilerleyen dönemde büyük sorumluluk düşmektedir. Çünkü ülkede aktif olmayan sivil toplum, kapasiteden yoksun bağımsız kurumlar, düşünce kuruluşları gibi demokrasiye ve eşit vatandaşlık bilincine katkı sunacak sosyal girişimler henüz istenen seviyede değildir. SNS’nin meclisteki aşırı sağ muhalefetin baskılarıyla daha milliyetçi bir politika izlemesi, azınlıkların devlete bağlılığını daha da zayıflatabilir ve bu durumun komşularla ve uluslararası toplumla olan ilişkilere de olumsuz yansımaları olabilir.

İktidardaki SNS’nin güven tazelediği seçimler sonrasında ülkenin dış politikasında önemli bir değişiklik beklenmemektedir. Sırbistan, özellikle Kosova’nın bağımsızlığından bu yana AB üyelik hedefini devam ettirmekle beraber çok yönlü bir dış politika izlemeye çalışmaktadır. Başbakan Vučić, bir taraftan ülkesinin 2020’de AB üyesi olması için elinden gelen her şeyi yapacağını sürekli dile getirmekte, diğer taraftan Rusya ile doğalgaz, savunma sanayi ve tarımsal ürünler konusunda yaptığı anlaşmalar AB’den tepki çekmektedir. Bu eleştirilere ise Vučić, Sırbistan için AB’nin en önemli dış politika hedefi olduğunu, fakat Rusya ile tarihi ve kültürel bağlara dayanan ortaklığın süreceğini söyleyerek karşılık vermektedir.

İstihdam ve kalkınma, yeni dönemde Vučić hükümetinin vermesi gereken en önemli sınavlardan biridir. Ülke genelinde yüzde 20’ye varan işsizlik oranı, kalkınmamış bölgelerde çok daha yukarılara çıkmaktadır. Sırbistan’a en çok dış yatırım Avrupa ülkelerinden gelmeye devam etmekle beraber SNS hükümeti, ticari ve ekonomik ilişkileri geliştirici ve çeşitlendirici adımlar da atmıştır. Hükümet son yıllarda ülkeye farklı coğrafyalardan yatırımcılar çekmekte başarı kaydetmiştir. Vučić yıllardır seçim propagandalarına malzeme olan, devlete ait fakat işlemeyen Smederevo Demir Fabrikası’nı 46 milyon Avro’ya Çin firması He Steel’e satarak seçim öncesinde halkın gözünde önemli bir başarıya imza attı. Birleşik Arap Emirlikleri’nden gelen yatırımla Belgrad’ın Sava nehri kıyılarında yürütülen, yaklaşık 3,5 milyar Avro değerindeki imar projesi ise ülke tarihinin en önemli projelerinden biri olarak değerlendirilmektedir. Türkiye’den gelecek yatırımlara önem verdiğini birçok kere ifade eden Başbakan Vučić, 28 Aralık 2015’te Başbakan Ahmet Davutoğlu’nun da katılımıyla Belgrad’da gerçekleştirilen Türkiye-Sırbistan İş Forumu’nda Türk işadamlarına açık bir çağrıda bulunmuştur.

Vučić’in başbakanlığı döneminde Türkiye ile Sırbistan arasındaki ilişkilerin gösterdiği olumlu seyrin yeni dönemde de devam etmesi beklenmektedir. Özellikle yatırımlar konusunda Sırbistan hükümetinin çağrıları ve desteğinin devam edeceği öngörülebilir. Aralık 2015’te iki ülke başbakanının ifade ettiği üzere, Türkiye ile Sırbistan arasında imzalanması düşünülen Yüksek Düzeyli İşbirliği Anlaşması, yakın bir gelecekte hayata geçirilebilir.

 

NOT: Bu yazı SETA'da yayınlanmıştır. Orjinali için:

https://www.setav.org/sirbistanda-vucicin-beklenen-zaferi/ 





Dilek KÜTÜK

Trakya Üniversitesi Uluslararası İlişkiler bölümünde lisansını tamamladı. Bir yıl Polonya Szczecin Üniversitesi’nde Siyaset Bilimi ve Avrupa konusunda dersler aldı. Yıldız Teknik Üniversitesi Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler Yüksek Lisans bölümünü bitirmiştir. 

[1]“Serbia’s PM says has decided to call snap election”, hurriyetdailynews.com, 17 Ocak 2016. 

[2] “RIK begins recount of votes from 99 polling stations”, b92.net, 28 Nisan 2016.

[3] “Zukorlić u Prijepolju: Ako smo sve dosad uradili od sadake zamislite šta ćemo dolaskom na vlast!”, sandzakpress.net, 18 Nisan 2016.

“Zukorlić: Auto-put Sarajevo - Novi Pazar nije fantazija”, rts.rs, 14 Nisan 2016.

Comments