Değişen siyaset Balkanlar’ı dönüştürmeye yeter mi?
AB, Doğu ve Orta Avrupa’ya olduğu gibi Balkanlar’a da üyelik perspektifi sunuyor. Bu perspektif, dönüştürücü gücünün en önemli ayağıdır. Çünkü bu üyelik perspektifi sayesinde siyasi elitlere ve yerele nüfuz ediyor, iç reformların teşvik edilmesini sağlıyor. Bu etkileşim tek taraflı değil. AB, reform sürecinde pozitif ilerleme kaydeden ülkelerde öncelikle vize serbestliği, sektörel alanlarda refah artırıcı, ulaşım ve altyapı sorunlarını çözücü projeler, Avrupa içi dolaşımda kolaylık gibi ödüller ve nihayetinde üyelik sözü vererek dönüştürücü etkisini artırmaktadır. Diğer taraftan, üye olmak isteyen ülkelerin de bu dönüşüme niyetli ve istikrarlı olması gerekiyor. İşte bu noktada, Balkanlar’ı ele almak gerek.
Balkanlar gibi henüz kurumsallaşamamış toplumlarda liderler önem arz etmektedir. Bu liderlerin AB ile uyumlu bir şekilde çalışmaya niyetli olması, dönüştürücü gücünü olumlu etkilerken, liderlerin otoriter, içe kapanık ve AB ile uyumsuz olması veyahut Rusya, Çin gibi AB’nin pek hoşuna gitmeyen alternatif güçlerle iş birliği içinde olması süreci aksatmaktadır. Aslında son yıllarda yaşananlar buna örnek olarak gösterilebilir.
Şöyle ki Yugoslavya’nın dağılmasıyla bölge ülkeleri dağılma sürecinde yaşanan savaşlardan oldukça olumsuz etkilenmiş, yeniden kalkınabilmek, ekonomilerine toparlayabilmek ve yeni devletlerini inşa edebilmek için AB’ye ihtiyaç duymuşlardır. Batı Balkan ülkeleri Soğuk Savaş’tan yeni çıkmış ve tek kutuplu dünyanın etkisinin sürdüğü bir dönemde AB’yi alternatifsiz tek dış politika stratejisi olarak kabul etmiştir. AB’nin destekleriyle 1990’larda geçiş dönemi yaşayan Batı Balkanlar, 2000’ler itibariyle demokratikleşme sürecine girmiştir. Böylece hükümetlerde yer alan siyasi kadrolar daha demokratik ve liberal bir perspektifle belli bir süre AB yolunda ilerlemiştir. Fakat 2007 yılı itibariyle hissedilmeye başlanan Avro Krizi, 2008 yılında Rusya’da Vladimir Putin’in göreve gelmesi, 2014 yılındaki Ukrayna Krizi ve son olarak Suriye Savaşı’ndan kaçan mülteciler bölgedeki dengeleri çok hızlı bir şekilde değiştirmiştir.
AB, bir taraftan uzun yıllar yönetimde kalan Balkanlı liderleri bölgesel istikrarın devamı için desteklemiş, diğer taraftan ise AB ile karşılıklı olarak güven tazeleyemeyen bu liderler arasında domino etkisi gibi artan otoriterleşme ve yolsuzluğa da seyirci kalmıştır. Fakat değişimi gerçekleştirme potansiyeli olan muhtemel adayları da yakından takip etmiş, AB’nin dönüştürücü etkisini canlandırabilmek için liderlik düzeyinde değişimlerin yaşanması gerektiğine inanmıştır.
2006-2016 yıllarında Kuzey Makedonya’da başbakanlık görevini yürüten Nikola Gruevski, ülkenin en önemli ve en tecrübeli siyasetçilerinden biridir. Bu görevi öncesinde Maliye Bakanlığı da yapan Gruevski, finans alanında önemli reformlar yaparak yoğun olarak görülen vergi kaçakçılığını engellemiş ve halkın teveccühünü kazanmıştır. Gruevski, ülkesinin AB ve NATO yolunda ilerleyeceğini, yolsuzluğu bitireceğini, ekonomik refahı sağlayacağını taahhüt ederek 2006’da başbakanlık koltuğuna oturmuştur. Fakat aynı Gruevski, 2014 yılında “Üsküp 2014 Projesi” ile hala halkın aklından silinmeyen büyük bir yolsuzluğa karışmış, bunun yanı sıra ülkede yaşayan Arnavutlar üzerindeki baskıyı artırmıştır. 2015 yılı itibariyle Makedonya Sosyal Demokratlar Birliği (SDSM) Başkanı ve ülkenin şimdiki başbakanı Zoran Zaev ile ekibi tarafından yayınlanan ses kayıtları ile 11 yıllık hükümetin kirli çamaşırları ortaya dökülmüştür. Bu ses kayıtlarında kamu kurallarının hiçe sayıldığı, liyakatsizce parti üyesi kişilerin istihdam edildiği, şaibeli bir cinayetin ört bas edildiği, para kaynaklarındaki birçok usulsüzlük ortaya çıkarılmıştır. 12 Nisan 2016’da ses kayıtlarında yer alan 56 ismin yargılanmasının reddedilmesi ve dönemin cumhurbaşkanı tarafından af ilan edilmesiyle “renkli devrim” olarak adlandırılan sokak protestoları da başlamıştır. Aylarca süren protestolar sonucunda, 11 Aralık 2016’da ülkede genel seçimler yapılmış, seçimlerde rakibi Zaev’i neredeyse %2’lik bir farkla geçen Gruevski hükümeti kuramamış ve 11 yıllık Gruevski hükümeti tarihe karışmıştır. Zaev yönetimiyle ülkede AB kurumlarıyla entegre yeniden yapılanma süreci başlamıştır. Bu sürece yönelik çekinceleri nedeniyle eski Başbakan Gruevski Macaristan’a kaçmıştır.
Kuzey Makedonya’da yaşanan bu değişim bölge siyasetinde şaşkınlıkla takip edilirken, diğer ülkelerdeki siyaseti de etkiledi.
Değişimin bir sonraki adresi Karadağ oldu. 1991-2016 yıllarında Karadağ’ı yöneten Milo Djukanovic (Cukanoviç), ülkenin en önemli ve en güçlü siyasetçisiydi. Djukanovic, iktidara geldikten kısa bir süre sonra Soğuk Savaş’ın da sona ermesi ve Yugoslavya’nın dağılmasıyla Avrupa ile entegrasyona önem veren bir görünüme büründü. Hatta öyle ki Sırbistan ile yakın ilişkisine rağmen AB ve NATO süreci bağlamında bağımsızlığından sekiz ay sonra Kosova’yı tanıdı. Fakat aynı Djukanovic’in nasıl elde edildiği şeffaf olmayan serveti ülkede sorun olmaya başladı. Kaçakçılık, devlet kaynaklarının suistimal edilmesi, rüşvetin yaygınlaşması, yolsuzluk, organize suç, casusluk gibi iddialar halkın gözüne batar hale geldi. AB sürecinden de uzaklaşmaya başlayan Djukanovic, 2016’da başbakanlığı bırakmak zorunda kaldı. Fakat partisi Karadağ Sosyalist Demokrat Partisinin (DPS) iktidarı devam ettiği sürece hükümetteki etkisi sürdü. Parti içindeki bazı değişikliklerle güven tazelemeye çalışan DPS, Ağustos 2020’de yapılan seçimlerle birlikte hükümeti üç partili muhalefet koalisyonuna bıraktı. Böylece 30 yıllık DPS yönetimi yerinden edildi.
AB ve NATO şemsiyesi altında, Avro-Atlantik kurumlarıyla uyumlu bir politika sürdürmeyi hedeflediklerini ve yolsuzlukla mücadele edeceklerini söyleyen yeni koalisyondaki partilerin üçü de birbirinden farklı ideolojilere sahip. Bu nedenle üç siyasi parti lideri, özellikle AB ile güven tazeleyebilmek ve şüpheleri giderebilmek için “ortak bir dış politika belgesi” imzaladı.
Değişimin üçüncü ayağı ise Kosova’da yaşandı. Kosova’daki değişim diğerlerine göre daha heyecan verici oldu. Çünkü Kosova, son yıllarda derin siyasi krizler yaşayarak bölge gündemindeki yerini üst sıralara taşımıştı. Kosova siyasetinin en kilit isimlerinden eski Cumhurbaşkanı Hashim Thaçi, ilk olarak 2008 yılında başbakanlık koltuğuna oturdu, 2016 yılında ise cumhurbaşkanı oldu. 2020 yılında istifa edip, Lahey’de savaş suçları nedeniyle yargılanmak zorunda kaldı. Toplamda 12 yıl ülkeyi yönetti. Thaçi’ye yöneltilen eleştirilerin başında, Belgrad-Priştina diyalog sürecinde şeffaf olmaması geliyor. Sırplara hangi konularda ve hangi şartlarda sözler verildiği, görüşmelerde neler konuşulduğu bilinmiyor. Diğer taraftan otoriterleşme ve yolsuzluk da baş göstermeye başlamıştı. Lahey’de 2015 yılında kurulan ve bizzat Thaçi’nin destek verdiği Kosova Savaş Suçları Özel Mahkemesi ile işler daha da karışmaya başlamıştı. Çünkü Thaçi için siyasi meşruiyet de işe yaramaz hale gelmişti. Savaş suçlarıyla mücadele AB’nin bölgedeki en önemli ilkelerinden biri olduğu için Thaçi’ye yönelik destek de azalmış, aksine bir an önce yargılanması konusunda baskı artmıştı. Thaçi hem halk nezdinde hem de uluslararası alanda sorun yaşarken Kendin Karar Ver Hareketi (Vetëvendosje, VV) oylarını artırdı. Yönetimi Thaçi ve Kosova Demokratik Partisinden (PDK) devralan VV ve lideri Albin Kurti, ilk kez 2010 yılında seçimlere katıldı. 6 Ekim 2019 yılında yapılan seçimlerde ise birinci parti olarak çıktı. Kosova’nın en güçlü partisi PDK ve cumhurbaşkanı olmasına rağmen PDK ile bağını koparmayan ülke tarihinin en kilit ismi Thaçi, bu seçimlerde yenilmişti. Fakat VV ve Kosova Demokratik Birliği (LDK) arasında kurulan hükümet ancak 50 gün yaşayabildi ve hem LDK’nın hem de muhalefetin desteği ile düşürüldü. 5 Kasım 2020’de Thaçi Kosova Özel Mahkemesi nedeniyle istifa etti ve yargılanmak için Lahey’e gitti. Kosova’nın geleceği konusunda umutsuzluk ve şüphe yaşayan vatandaşlar, 14 Şubat 2021’de yapılan erken genel seçimlerde VV’nin oylarını ikiye katladı. VV’nin çok kısa sürede bu denli başarı elde etmesi ilgiyle takip edildi. Avrupa’nın Albin Kurti’ye karşı bazı şüpheleri olsa da Kurti’yi dengeleyecek Vjosa Osmani isimli bir politikacının da VV hükümetinde yer alması ülke siyaseti açısından olumlu olarak değerlendirildi. AB, yeni dönemde Kosova’da Avrupa değer ve normları yolunda yeni bir sayfanın açılacağını bekliyor.
Değişimin diğer ayak sesi Arnavutluk’tan duyuldu. Sosyalist Parti (PS) lideri Edi Rama, ülkeyi 2013 yılından beri yönetiyor. AB siyaseti, Avro-Atlantik kurumlarla entegrasyon Arnavutluk siyaseti açısından önemli konular. Rama da göreve geldiği ilk yıllarda AB’deki deneyimli siyasetçilerden destek almıştı. Örneğin İngiltere’nin eski başbakanı Tony Blair, 2013-2016 yılları arasında Edi Rama’ya özel danışmanlık yapmıştı. Fakat son yıllarında yolsuzluk, rüşvet ve otoriterleşme sorunları yaşayan Rama, siyaseten zor bir sürece girdi. Henüz bir iktidar değişikliği yaşanmasa da 21 Nisan 2021’de yapılan seçimlerde Edi Rama oyunu 2017 ile aynı puanda sabit tutarken en güçlü rakibi Demokrat Parti (PD) %10 oranında artırdı. Bu da bir sonraki seçimlerin oldukça zor ve ilginç geçeceğini gösteriyor.
Görüldüğü gibi Kuzey Makedonya’da 2006-2016 yıllarında Nikola Gruevski, Karadağ’da 1991-2016 yıllarında Milo Djukanovic, Kosova’da 2008-2020 yıllarında Hashim Thaçi gibi önemli siyasi figürler AB reform ve üyelik sürecini konjonktüre ve ihtiyaçlara uygun olarak sürdürmüştür. Uzun yıllar AB bu siyasetçilerle bölgesel sorunları çözmek için ortak hareket etmiş, istikrarı ve statükoyu desteklemiştir. Fakat büyük patlama adı verilen 2004 ve 2007 yıllarında üyeliğe kabul edilen ülkeler ve 2013’deki son Hırvatistan genişlemesi AB tarafından hazmedilememiştir. Bu hızlı büyümeye adapte olmakta zorlanan AB’de genişleme yorgunluğu artmaya başlamış, bu yorgunlukla birlikte genişleme ve derinleşme ikilemi de ortaya çıkmıştır. AB böylece Batı Balkan ülkelerine yönelik ödül ve ceza mekanizmasını uygulamakta etkisiz kalmaya başlamış, üyelik koşullarını zorlaştırmış ve bölge ülkelerine verdiği AB üyelik sözünü bilinmeyen bir tarihe ertelemiştir. Kendi içindeki anti-demokratikleşme ile mücadele etmekte bile zorlanan AB, dışarıda kalan ve üyelik için tarih bekleyen ülkelerdeki demokratikleşme sürecini olumsuz etkilemiş, dönüştürücü etkisi azalmıştır. Etkileşim tek taraflı olmadığından Batı Balkanlar’daki uzun süreli yönetimlerde reform bıkkınlığı ve umutsuzlukla birlikte otoriterleşme meydana gelmiştir. Gruevski ve Thaçi gibi uzun yıllar ülke yönetiminde yer alan politikacıların siyasetten uzaklaşması, Djukanovic'in zayıflaması, AB açısından bölgedeki otoriterleşmeyi bitirici pozitif bir gelişme olarak okunsa da yerine gelen yönetimlerin AB gündemini ne ölçüde takip edeceği belirsizdir. Çünkü AB’nin bölge ülkelerine net bir genişleme politikası sunması gerekmektedir. Gerekli koşullar ve sözler yerine getirilmediği takdirde demokratikleşmede ve Avrupalılaşmada gerileme devam edecektir. Karşılıklı güvene dayalı bu ilişkide, Çin ve Rusya gibi aktörler bölgedeki güç boşluklarını hızlıca doldurmaktadır. AB, bu gelişmelerden rahatsız olsa da eski cazibesine kavuşmasının uzun süre alacağı düşünülebilir. AB için bölgedeki değişen siyasetten umutlanmak tek başına yeterli değildir.
(Dilek Kütük, Balkanlar Araştırmacısı)
BalkanNews Link: https://www.balkannews.com.tr/balkanlar/analiz-degisen-siyaset-balkanlari-donusturmeye-yeter-mi-h228.html


Comments
Post a Comment