Makedonya Siyasetindeki Önemli Gelişmeler
Seçime Giden Yol
Makedonya’da yıllar süren politik
krizden sonra yeni hükümet ancak kurulabildi. 11 yıldır Başbakanlık görevini
yürüten Gruevski’nin partisi VMRO’ya muhalif olan Zoran Zaev ve ekibi, ülkenin
yeni hükümetini kurdu.
Zaev bu göreve gelebilmek için
Gruevski hükumetinin yasa dışı işlerini açığa çıkararak, toplumdaki desteğini
artırmıştı. İktidar partisinin politikacılarının “ses kayıtlarını”
yayınlamıştı. Bu ses kayıtlarında; kamu kurallarının hiçe sayıldığı,
liyakatsizce parti üyesi kişilerin istihdam edildiği, şaibeli bir cinayetin ört
bas edildiği, para kaynaklarındaki bir çok usulsüzlük ortaya çıktı. 12 Nisan 2016’da ses kayıtlarında yer alan 56
ismin yargılanmasının reddedilmesi ve Cumhurbaşkanı tarafından af ilan
edilmesiyle sokak protestoları başladı. Cumhurbaşkanı’nın anayasayı ihlal
ettiği, görevi kötüye kullandığı ve siyasi krizi derinleştirdiği düşüncesiyle
istifası ve ülkenin erken seçimlere gidilmesi istendi. Bir yandan protestolar
diğer yandan iktidar ve muhalefet çatışması yaklaşık 30 ay sürdü. İki parti
taraftarının birbirlerine saldırdığı yönündeki haberler gündemde defalarca yer
aldı. Toplum ikiye ayrılmıştı. Bir tarafta statükonun devamını isteyenler,
diğer tarafta değişimin gerçekleşmesini dileyenler…
Gençlerin yoğun olarak katılım
gösterdiği “renkli devrim” protestoları ülkedeki siyasetin seyrini değiştirerek
partiler arasındaki istişare yolunu hızlandırdı. 3 yıllık siyasi krizin son
bulması için Avrupa Birliği’nin de baskısıyla Przino Anlaşması SDSM, VMRO-DPMNE
ve ülkedeki en büyük Arnavut partileri DUI ve PDSH arasında imzalandı. Bu
anlaşmayla partiler arası diyaloğun güçlendirilmesine, yeniden seçimlere
gidilmesine ve suçluların yargılanması için SPO’nun oluşturulmasına[1] karar
verildi.
Erken seçim tarihi muhalefet ve
iktidarın anlaşmasına bağlıydı. Nihayetinde anlaşıldı. Avrupa Birliği
ülkelerinin siyasetteki bu darboğazı çözmek için yaptığı girişimler ve
toplumdan gelen baskılar neticesinde iki kere ertelenen seçimler, 11 Aralık
2016’da gerçekleşti. Zaev’in muhtemel galibiyeti, genel seçimlerden kısa bir
süre önce Üsküp’te yaptığı mitingde birçok analist tarafından gündeme
getirilmişti. Gençlerin katılımının yoğun olduğu Üsküp mitingi, Zaev’in
toplumun haklarına ve refahına vurgu yapan konuşmasıyla tamamlanmıştı.
Bu mitingin seçim başarısındaki
yeri büyüktür.
Yeni Hükümet ve Değişimin Ayak
Sesleri
Zaev hükümeti, Gruevski
yönetiminin bölgesel ilişkilerde yarattığı sıkıntıları ve ülkedeki etnik
dengeyi görmezden gelen faaliyetlerini gündemine alarak, çalışmalara başladı.
Bölgesel ilişkilerin gelişmesinde atılan ilk adım, Dışişleri Bakanlığı mevkisi
oldu. Bu göreve Avrupalı liderlerin de destek verip övgüyle bahsettiği Nikola
Dimitrov getirildi. Anglo Sakson düşünce dünyasına vakıf olan Dimitrov, birçok
uluslararası resmi kurumda görev almış, Hollanda ve ABD’de Büyükelçilik
yapmıştır. Makedonya’nın geleceğini Avrupa’da gören, bu nedenle bölgesel
ilişkilerin gelişmesini isteyen bir siyasetçidir.
Yunanistan ile İlişkiler:
Makedonya'da bir önceki yönetim, Yunanistan yüzünden Avro-Atlantik şemsiyesi
altına giremeyince ve AB bölgedeki
sorunlara ilgisiz kalmaya başlayınca milliyetçi ve muhafazakâr girişimlerini
artırmıştı. “Üsküp 2014” projesi de dâhil birçok girişim Yunanistan ile
milliyetçi rekabetin bir parçasıydı. Yeni hükümetin ise; her iki ülkenin
değerlerini önemseyip, Makedonya’nın çıkarlarına sahip çıkarak orta yol bulmayı
hedeflemektedir. Bu nedenle ilk resmi ziyaret Yunanistan’a gerçekleşti.
Kısaltması FYROM olarak bilinen ülke isminin değiştirilmesi konusunda uzlaşma
sağlamak ve NATO üyeliği için Yunanistan’dan destek istendi. İki ülke arasında
ortak bir zeminde buluşulmasının kolay olmadığı düşünülebilir fakat 10 yıllık
Gruevski hükümetinden sonra yapıcı bir adımın atılması, diyaloğun tekrar tesisi
için önemlidir. Ayrıca zamanlama her iki ülke açısından da uygundur. Makedonya
2019’da Cumhurbaşkanlığı seçimlerine, Yunanistan ise genel seçimlere
gidecektir. Önlerinde iç siyasetin kesintiye uğratmayacağı iki yıl vardır.
Makedonya vatandaşlarının isim sorununa
yaklaşımını ele aldığımızda bir bıkkınlık görülmektedir. Kosova ve Arnavutluk
ülkeyi “Makedonya Cumhuriyeti” olarak tanıdığından Makedonya’daki Arnavutlar,
isim meselesine ilgisiz kalmaktadır. Onlara göre bu sorun Makedonların
sorunudur. Makedonya, İstikrar ve Ortaklık Anlaşmasını ilk imzalayan ve 2005
yılında Hırvatistan’ın ardından adaylık statüsü kazanan ilk Batı Balkan
ülkesiydi. Bu nedenle ülkedeki Makedonlar haksızlığa uğradıklarını
düşünmektedir. İsim sorunu nedeniyle ülkelerinin AB’ye üyeliklerinin önü
kesilmiştir. Öte yandan, siyaseti yıllardır meşgul eden bu konudan daha hayati
meseleler mevcuttur. İşsizlik, göç, yolsuzluk, eğitim-bilim-sağlık
altyapısındaki yetersizlikler vs.
Makedon toplumunun isim
sorunundan sıkılmış olmasının bir diğer nedeni de bu konuyu “kimlik” meselesi
olarak görmemeleridir. Sorun ülkenin diplomatik alanda nasıl tanımlanacağı ile
ilgilidir. Yani ülke Üsküp Cumhuriyeti veyahut herhangi başka bir isim alsa da
Makedonlar kendilerini İskender’in soyundan gelen Makedonlar olarak tanımlaya
devam edecektir. Siyaseten ve tarihen uzlaşı sorunun çözümünde daha önemlidir.
Uzlaşma aşamasında ise Makedonya’nın önerilerini dinlemeye muktedir bir
Yunanistan’ın olması gerekmektedir. Son görüşmeden anlaşılan şu ki; Yunanistan
isim sorununda geri adım atmamaya ısrarlıdır. Yeni siyasetçilerin eskisinden
bir farkının olmadığını düşünmektedir. Yeni hükümetin Arnavutların haklarını
gündemine alması Yunanistan için “bekle-gör” meselesinden öte durmamaktadır.
Makedonlar ve Arnavutlar arasında muhtemel herhangi bir çatışma iç
istikrarsızlığa neden olabilir. Böyle bir durumda Yunanistan ile olan mesele
öncelik olmaktan çıkacaktır. Yunanistan “Makedonya” isminin uzun dönemde
sıkıntı yaratacağını düşündüğünden ikna olması kolay olmayacaktır. Ancak belki
uluslararası kuruluşların ortak ve net bir taahhütte bulunmasıyla uzlaşı alanı
açılabilir. Bu konu iki ülkenin inisiyatifine bırakılıp, çözüm beklenilecek bir
mesele değildir.
Bulgaristan ile ilişkiler:
Avrupa’nın tarifiyle; Bulgaristan ile Makedonya arasında tarihi bir dostluk
anlaşması imzalanmıştır. Boyko Borisov 2009’dan bu yana bölgesel ilişkileri
geliştirici adımlar atmıştır. 2013 yılından beri de dostluk anlaşmasının
imzalanması konusunda girişimlerde bulunmuştur fakat VMRO hükümeti bu teklife
pek sıcak bakmamıştır. Bu anlaşmanın Makedonya’daki yeni hükümet ile
imzalanmasının en büyük nedeni VMRO’nun AB’ye güveninin azalması ve diyalog
süreçlerini askıya almasıyla alakalıdır. Buna ek olarak Borisov Mart’ta yapılan
seçimlerden sonra oylarını düşürmüş ama yeniden hükümeti kurabilmiştir. Üçüncü
döneminde iktidarının ilk yıllarında yakalamış olduğu ivmeyi yakalayarak zarar
gören imajını tamir etmeyi istemektedir. Çünkü, bir önceki Borisov
hükümeti Avrupa Konseyi’nden eleştiriler
almaktaydı. Zaev ise AB’den aldığı desteğin boşa gitmeyeceğini kanıtlama
çabasındadır. Bu nedenle yapılan anlaşma her iki lider açısından hem AB’deki
hem de toplumdaki imajlarının tesisidir. Bu nedenle anlaşma bu kadar hızlı ve
ses getiren bir gelişme olmuştur.
Peki, bu anlaşmanın yalnızca iki
ülkenin inisiyatifinde gerçekleştiği söylenebilir mi? Çünkü Borisov bu konuya
dikkat çekerek; bölge ülkelerinin herhangi bir dış temsilcinin/arabulucunun
yönetiminde olmadan da kendi sorunlarıyla baş edebildiklerini vurgulamıştı. Anlaşmanın
gelişim sürecine bakılırsa AB’den bağımsız bir girişim olduğu söylenemez. Zaev,
12 Haziran’da Johannes Hahn ile Bürüksel’de buluşma gerçekleştirdi. Bu görüşme
1 Haziran’da göreve gelen Zaev’in ilk resmi ziyaretiydi. Zaev, yapılan basın
toplantısında Yunanistan ve Bulgaristan ile yaşanan sorunların giderilmesi için
çalışacağına vurgu yapmıştı. Böylelikle AB ve NATO üyelik süreçlerinin yeniden
ele alınacağına işaret etti. Sonrasında Dışişleri Bakanı Dimitrov’un Yunanistan
ve kendisinin Bulgaristan ziyaretleri peşi sıra geldi.
Tarihi anlaşma iç siyasette
VMRO-DPMNE tarafından ulusal çıkarları hiçe sayan “gizli ve şüpheli” bir
anlaşma olarak nitelendi. Bulgaristan’da da muhalefet partisi BSP anlaşmaya
karşı benzer bir yorumda bulundu. Her iki muhalefet partisi de kendi milletinin
haklarının çiğnendiğini ve ülkelerindeki azınlıklara (Bulgar/Makedon) milli değerlerle örtüşmeyen
hakların tanındığına vurgu yaptı. Peki, bu anlaşma neyi içermektedir. Neye
yarayacaktır? Yankı uyandıran bu
anlaşmada Bulgaristan, azınlık hakları ve Makedon dilinin resmi olarak
tanınması konusunda olumlu bir adım atmamıştır. Yani bu anlaşma kültürel ve
neticede politikayı etkileyen önemli konulara açıklık getirmemiştir. Anlaşmanın
asıl amacı ekonomik ilişkilerin gelişmesine yol açmak ve her iki ülkenin de
sınırlarını aşan tarihsel iddialardan vazgeçtiğini duyurmaktır. Bunun dışında,
okul kitaplarının içeriğinin incelenmesiyle ilgilenecek bir araştırma ekibinin
kurulması, Sofya’dan Üsküp’e tren hattının döşenmesi gibi meselelerde mutabakat
sağlanmıştır. Ayrıca uluslararası alanda Makedonya’nın AB ve NATO sürecine
katkıda bulunacağı düşünülmektedir. 2018 yılında Bulgaristan’ın Avrupa Konsey
Başkanlığını üstlenmesi söz konusudur. Bu süreç içerisinde
Yunanistan-Bulgaristan ve Makedonya’nın diyalog sürecini geliştirmesi
beklenmektedir.
Bölgeyi aşan ilişkiler: Makedonya
ve Bulgaristan Rusya ve AB arasında bölünmüştü. Makedonya’daki eski Gruevski
hükümeti Rusya ile yakın ilişki içerisindeydi. Eski hükümet muhtemel Türk Akımı
projesinde Türkiye ile birlikte projede yer almak istediğini açıklamıştı.
Bulgaristan’da ise Borisov hükümeti Türkiye ile yakın ilişki kurmasına rağmen
AB’nin baskısıyla enerji yolu projesine desteğini çektiğini bildirmişti.
Borisov’un yeniden seçilmesi ve Zaev’in hükümetin başına geçmesiyle bu denklem
değişti. Zaev liderliği AB'de son yıllarda yoğun destek topladı. Milletler
arasındaki entegrasyonun sağlanması için anlaşma öncesinde adımlar atıldı.
Örneğin; Trieste Zirvesi’nde, 70 milyon Euro’luk altyapı yardımıyla Makedonya
ve Bulgaristan arasında tren hattının yapılması gündeme geldi AB’nin Trieste
Zirvesi öncesi ABD'de, Makedonya’daki siyasi krizin aşılması için çaba
gösterdi. AB ve ABD’nin son zamanlarda bölgedeki etkinliklerini artırdığı
görülmektedir. Bu durum bölgede istikrarın sürmesinin, sorunların çözülmesinin
ve böylelikle Rusya’nın etkisinin dağıtılmasının istendiğinin göstergesidir.
Bölgesel krizlerde Rusya’nın nüfuz alanı daraltılmaya çalışılmaktadır. Bu
anlaşmanın bir diğer önemi de budur. Sırbistan ve Bosna içinde yer alan RS
Entitesi dışında Rusya’nın bölgede siyaseten yakın bir ilişki içine girmesi
zorlaşmıştır.
Türkiye ile ilişkiler: Gruevski
hükümeti sırasında Türkiye ile Makedonya’nın ilişkileri iyiydi. Makedonya
Türkiye iç siyaseti dahil bir çok meselede Ak Parti yönetimine desteğini
sunmuştur. Enerji konusunda ve bölgesel mevzularda önemli bir konuma sahip olan
Makedonya ile bu ilişkinin devam etmesi istenmektedir. Bu nedenle 17 Haziran
tarihinde Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu Makedonya’yı ziyaret eden ilk
dışişleri bakanı olmuştur.
Makedonya, Türkiye için önemli
bir pazardır. Sütaş, Cevahir Holding gibi firmaların devam eden projeleri
mevcuttur. Bunun yanı sıra Türkiye bölgesel inisiyatiflerde de rol almaya
çalışacaktır. Çünkü bölgede diyalog süreçlerinin sık yaşanacağı bir siyasi
çevre oluşmuştur. Türkiye kurduğu diyalog mekanizmalarını canlandırmak,
yenilerini eklemek ve Avrupa ile yaşadığı sorunları Balkanlar üzerinden
bertaraf etmeyi düşünebilir.
Balkan ülkelerinde dengeler çok
kolay bir şekilde değişebilmektedir. Son iki yılda peş peşe gerçekleşen
seçimler bize bunu göstermiştir. Türkiye bunu göz ardı etmeden hareket
etmelidir. Bir siyasetçi üzerinden kurulan yakınlık bir başka siyasetçi ile
bozulabilmektedir. Bu nedenle sistem içinde kendi kurumlarıyla, barışı ve
istikrarı devam ettirmeye yarayacak projeleriyle, bölgenin gelecek planlarına
yardımcı olmalıdır. Ülkelerdeki muhalefet partileri ve azınlıklar ile de
ilişkilerin geliştirilmesi gerekmektedir. Bunun üst düzey devlet
temsilcileriyle yapılması iç işlerine müdahale olarak algılanabileceğinden,
Türkiye’nin kurumlarının farklı belediyelerle işbirliğini artırması
hedeflenmelidir. Şu an için Avrupa gibi uzun dönemli bir vaad sunamayan Türkiye
için, en faydalı girişim bu olacaktır.
Sonuç olarak;
Yeni hükumetin attığı adımların
istikrarlı bir şekilde devam etmesi bölge açısından önemli bir gelişme
olacaktır. Bölgede hiç beklenmeyen meseleler gündemdeki yerini korumaktadır.
Örneğin; Muhafazakar-Ortodoks siyasetin ağırlıklı olduğu Sırbistan’da ilk
eş-cinsel Başbakan’ın göreve getirilmesi, Kosova’da Sırpların hükümete dahil
edilme olasılığı, Makedonya’da 11 yıllık Gruevski iktidarının sonlanması,
Makedonya tarihinde ilk defa Arnavut birinin meclis başkanlığı görevine
seçilmesi, Karadağ’ın NATO üyeliği ve AB yolunda hızla ilerlemesi vs. Bunların
hepsi bölgedeki Avrupa entegrasyon sürecinin devam ettirilmeye çalışılmasının
örnekleridir. Makedonya’nın eski lideri Gruevski’nin Przino Anlaşmasıyla
kurulan SPO’nun girişimiyle yargılanmasının istenmesi bile bölgede hukukun
üstünlüğü anlayışının yerleşmesi için atılan önemli bir adımdır.[2]
Makedonya’daki her gelişme diğer
ülkelere örnek teşkil etmektedir. Yunanistan ve Bulgaristan görüşmeleri Kosova
ve Sırbistan veyahut Sırbistan – Hırvatistan sürecine olumlu etki yapabilir.
Makedonya’da azınlıkların haklarının tekrar gündeme gelmesi, azınlık partisi
ile hükümetin kurulması ve meclis başkanının Arnavut olması da keza bir örnek
teşkil etmektedir. VMRO taraftarları meclisi basmış, hükümetin kurulmasını ve
Arnavutların siyasete nüfuz etmelerini engellemeye çalışmış fakat başarılı
olamamıştır. Zaev hükümeti hem bölgesel
hem de iç siyasetteki dengeyi tutturabilirse, imajını zedelediği VMRO’yu uzun
yıllar muhalefette bırakabilir.
[1] The
Special Prosecutor's Office (SPO)
[2] SPO Üsküp
Ceza Mahkemesi’ne başvurarak Gruevski’nin tutuklanmasını istemiştir. 2013
seçimlerine usulsüzlük karıştırıldığı konusunda iddiaları bulunmaktadır. Fakat
mahkeme tutuklanma isteğini reddetmiştir. Konu Temyiz Mahkemesi’ne taşınmıştır.
Temyiz Gruevski’nin tutuklanmamasına fakat pasaportuna ihtiyaten bir süreliğine
el konulmasına karar vermiştir.


Comments
Post a Comment